Zeytinlik ve Orkestra

Bu sene de yeni Yıl Konseri için sabır(sızlık)la Viyana Filarmoni’yi beklemek ve tek bir vuruşu kaçırmamak için nefesleri tutup izlemek her zamanki gibi çok eğlenceli ve heyecan vericiydi, ve tek kuruş harcamadan (internet sağlayıcısı hariç). Ancak bu yıl konser sonrasında üzerimizde kalan hisler daha farklıydı. Program yine muhteşem ve sürprizlerle doluydu: orkestra her zamanki gibi hayranlık uyandırıcıydı. Bu sefer bu hayranlık podyumdaki orkestra şefiyle zirveye ulaştı, hala oradan inemiyoruz 🙂 Maestro Yannick Nézet-Séguin. Yannick alışılmışın dışında bir şef. Burada bahsetmek istediğim aynı anda tam dört büyük orkestrayı yönetmesinden ziyade (Montréal orkestrası, Met Opera, Philadelphia Senfoni ve Rotterdam Filarmoni!), arka plandaki temel özellikleri. İlk orkestra şefliğini ilkokuldayken yaptığını ve sadece 25 yaşındayken Montreal Metropolitan Orkestrası’nın şef olarak kendisine emanet edilmiş olduğunu düşünürsek, pianistlik, müzisyenlik, ressamlık, ve matematikçilik gibi, orkestra şefliğinin de doğuştan gelebildiğinin canlı ispatı kendisi! Bitmek bilmeyen enerjisiyle sahnede sadece müziği değil, takılarıyla ve ojeli elleriyle kendini de ortaya koyuyor. Enerjisinin kaynağı ise bilgisi, becerisi, ve en önemlisi insanlara güzellik sunma aşkı. Her enerjik insanın enerjisinin kaynağı da bu değil mi zaten?? 🙂 İşte bu yılki Yannick’li Viyana Filarmoni Yeni Yıl Konseri sonrası bu enerji bize de geçti, saf varlığın doğasındaki enerjinin ete kemiğe bürünmüş hali olarak günlerimize ilham verdi.

Yannick, başarısının sırrını anlatırken provalarda her bir müzisyeni ve orkestrayı, sadece çalan bir müzisyen ya da salt çalan bir orkestra olarak değil, her birisini ayrı ayrı duyguları ve düşünceleriyle birlikte birer varlık olarak algıladığını söyledi. Başka bir deyişle orkestrasıyla birlikte ortaya güzel bir eser koyup insanlarla bu güzelliği paylaşmanın temelinde orkestrasındaki her müzisyenle duygu ve düşünce katmanında iletişim halinde olması var.

Bu da bana bahçemdeki zeytin ağaçlarıyla, zeytinlikteki bitkilerle olan iletişimimi hatırlattı. Aslında bahçecilik de bir nevi orkestra şefliği yapmak. Hepsini birlikte yönetip ortaya insanlarla paylaşacağımız güzellikler çıkarmak. Buradaki ince çizgi ise yönetmekten, birlikte varolmaya geçişin hattı. Birlikte varolmanın yolu ise Maestromuz Yannick’in orkestrada yaptığını bahçede yapmak: bahçedeki her bir ağaç, bitki, çalı, ve kaya parçası ile onları kendi iç dünyalarında algılayacak bir katmanda iletişime girmek. Aslında biz duyusal varlıklar zaten bu yeteneğe sahibiz. O yüzden bu noktada yapılacak sadece 2 şey var: 1. Bu yeteneğimizi farketmek, 2. Bu farkındalıkla bilimi birleştirmek.

Bu iki madde de bizi permakültüre götürüyor. Permakültür ise başka bir blog konusu.

Bir dahaki sefere, yöneteceğimiz orkestra, bahçe, duygularımız, hayatımızdaki maddi ve manevi problemler, ne olursa olsun, öncelikle Yannick‘in pozitif ve yapıcı enerjisini içimizde bularak işe başlayabiliriz. Bu blog yazısı, buna bir davet.